12.03.2013

Biraz istek, biraz inanç, biraz özveri...

Geçenlerde bir eğitim videosu izledim. Yurt dışında bir eğitimcinin derse başlamadan önce ısınma hareketlerini yaptırarak, öğrencilerin derse hazırlığını kolaylaştırdığından bahsediyordu. Eğitimci kişi bacaklarını omuz hizasında açtı ve başladı kollarını serbest bırakıp, sağa ve sola dönmeye. Bunun arkasını tabi diğer ısınma hareketleri de izledi.



İlk izlediğimde itiraf edeceğim biraz güldüm:) Sonra düşündüm bizlere değişik ve gülünç gelmesinin sebebi neydi acaba bunların? Cevabı bulmam tabi ki de bir kaç saniyeyi geçmedi.Bizler eğitimimiz boyunca hiçbir derse başlamadan önce bir daire oluşturup ısınma hareketleri yapmadık. Sorsak bütün öğretmenler bilir aslında çocuklar kinestetiktir. Hareketlidir  Enerjisi yoğundur vs. Peki hangi öğretmenimiz dikkat dağıldığında yada derse başlamadan önce ısınma hareketleri veya ısınma oyunlarıyla öğrencilerin rahatlamasını sağladı? Yüzdelik dilime vurduğumuzda eminim sonuç içler acısıdır.
Bir öğretmenimiz eğitim bilimlerine giriş dersinde tam da bu konu üstünde durmuştu. Özellikle okul öncesi eğitimi öğrencilerine ve sınıf öğretmeni olacak öğrencilere bunun esasında ne kadar önemli olduğunu anlattı ve bir örnekten bahsetti. Öğretmen sabah yoklamayı alırken adı okunan her öğrencinin sırayla koşup, sınıfa getirdiği materyale tokmakla vurmasını istemiş. Buda farklı yapılabilir bir yöntem tabi.
Yaramaz olan çocuk tembeldir! Etiketleme konusunda da üstümüze yoktur millet olarak. Öğretmenler en iyi sınıfı mum gibi diyerek nitelendirirler. “Valla benim öğrencilerim ben sınıfa girince mum gibi oluyorlar. Dersimi dinliyorlar. Sınıftan çıt çıkmıyor. Rahatça dersimi anlatıp çıkıyorum beni hiç yormuyorlar...” “Öğrenciler, 50 dakikalık bir dersin neredeyse %40’ını ders sonunda hiç hatırlamamaktadır.” Zaten bu araştırma sonucuna göre çıt çıkarmadan sadece öğretmenin anlattığını dinleyip dersten çıkan bir öğrencinin en iyi, en iyimser düşünceyle %60 bir şeyler hatırlıyor olduğunu söylemek mümkün olacaktır.
Şimdi düşününce sanki bizler biraz yorulmaktan mı korkuyoruz acaba? Çocuklara etkileşimli öğretim yapmaya çalışırken, sınıfta oluşacak manzaradan, çıkacak sesten mi korkuyoruz? Fazla rahatımıza düşkün olabilirmiyiz yada kolaya kaçıyor? Otoritemi sarsılır sizce soru soran tartışan sorgulayan veya gruplara ayrılmış birbirlerinden yardım alarak çalışan öğrencilerden oluşulan bir sınıfta? Bu mesleği seçmekteki en baş nedene rahat meslek olarak düşünülmesi olduğunu bir önceki yazıda söylemiştim zaten. Durum vaziyette o sonuca çıkıyor ne yazık ki.
Disiplin sağlamaya, çocukları mum gibi yapmaya devam ettikçe sanırım her yeni faydalı gelişime gülen yeni nesiller yetişmeye devam edecek bu ülkede. Öğretmen merkezli olmaktan çıkın, öğrenci merkezli eğitim için uygulanabilir yüzlerce yöntem ve teknik araştırıp eğitimi en üst düzeye çekmek için çabalayın.Gelişin, geliştirin. Bu konuda bizden bir 40, 50  yıl önde olan ülkeler var. Gerçekten var!
Unutmayın bilinen bir davranışı, dinleyip ezberlediği bir bilgiyi, uygun yerlerde, koşullarda uygulayamayan kullanamayan çocuk, öğrenmiş ancak eğitilmemiştir. Yaparak, yaptırarak, oynayarak, hayal ederek, rol yaparak eğitilen bir çocuğun gelişimi, sizlerin bizlerinkinden oldukça farklı olacaktır.Emin olun zamanla o gelişimi izlemek hayatınızın en keyifli şeylerden biri olabilir.