20.03.2013

Beklentiler, beklenilen için uygun mu?

Öğretimi kolaylaştırmak için çok basit bazı yöntemler var aslında. Bunların en başında, çocuğun yeterliliğini bilmek geliyor. Bizler bir çocuğun yapabileceğinden çok daha fazlasını vermeye veya istemeye çalıştığımızda sorunlar, engeller tamda bu noktada başlıyor. Her yaş döneminin belirli başlı gelişim ödevleri vardır. Yani 7- 11 yaş aralığında beklenilen okuma yazma gibi becerileri, beş yaşındaki çocuğun yapması için bir beklentiye girmemeliyiz. Hürriyette geçen hafta bir yazı vardı. Eğitim-Sen eski Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, “Şimdi mevsimin bahara dönmesi ve havaların ısınması ile birlikte oyun çağında olan bu çocukları sınıflarda tutmak kolay olmayacak. İlgilerini 1’inci sınıf müfredatında belirlenen hedeflere odaklamak daha da zorlaşacak. Ayakları sırada yere değmeyen çocukları günlerce sınıfta tutmaya ve sırada oturtmaya çalıştığı, günlük zamanlarının büyük bir bölümü bu çocukları oyalamakla geçen öğretmenlerin sınıf içi etkinlikler noktasında işlerinin güçleşeceği, iş yüklerinin artacağı da bir gerçek” diyor yazıyordu. Bunu gerçekten kendi gözlerimle gözlemledim. Geçtiğimiz hafta TEGV’de verdiğim etkinliğe, birinci sınıfa giden beş yaşındaki çocuklar geliyor. Daha ağaç bile çizemeyen çocuklar bırakın okuduğunuz kitabı dinlemeyi ellerinde kalem bile tutamıyorlardı. Öğretmenlerine onların ilgisini çekmek için uyguladıkları bir yöntem olup olmadığını sorduğumda hiç bir şey yapmayın katılmak istemiyorlarsa, beş yaşında oldukları için uyum sorunu yaşıyorlar dedi. Şaşırdım ama bir şey diyemedim tabi ki. Kayıp çocuk dediğimiz kısımda yer alacaklar ilerleyen yaşantılarında. Öğrencilerin ilgilerini yitirmesi, öğretmenlerin de isteklerini, heveslerini yitirmelerine neden oluyor ne yazık ki.
öğrenci eğitimi


Eğitim denilince öğretmen veya öğretmen adaylarının aklına ilk davranış değişikliği veya algıya müdahale etmek gelir. Peki bunu başarmak bu kadar kolay bir iş mi? Bir insanın algısına müdahale etmek,düşünmesini, değişmesini sağlamak basit bir şey mi?  Ön bilgiler bu noktada çok büyük bir önem taşıyor. Ne biliyor? Bu sorunun cevabına göre ancak o algıya müdahale etmek mümkün olacaktır. Bir çocuğun değişime karşı olduğunu gördüğünüzde,ilk düşünülecek şey gelişim düzeyi değişime uygun mu? Sorusu olmalıdır. Aynılaştırma çabasından kurtulunmalıdır. Yapabildikleri iyi tespit edilmeli ve oradan yola çıkarak bireyselleştirilmiş eğitim planlanmalı ve uygulanmalıdır. Her çocuğa mutlaka kendi öğrendiği şekilde öğretmemiz gerekili. Ancak, bunu izole edilmiş bir sınıf ortamında yapmaya çalışmak, bilgiyi dört duvar arasında verip üst düzey hiçbir yeteneğini ölçmeden öğrenilenin, bir davranış değişikliğine dönüşmesini beklemek oldukça hayalci bir yaklaşım olacaktır. İyi bir gözlem her zaman bir sınıfı kurtarmak için atılacak ilk adımdır.