Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tatile Merhaba

Karneler alındı. Tatil başladı. Bu sene hayatımda hiç karşılaşmadığım örneklerle karşılaştım. Hayatta nelerin var olduğunu görebilmek için büyük bir şans oldu benim için. Karne notlarını girerken malumunuz önce öğrenciler gelir bir iki not ister. Bunda çok bir sıkıntı yok, alışıldı. Ama bunun yanı sıra gelen veliler en ilginciydi. Öğrenci derslerinde başarısızsa, " Bundan bir şey olur mu diyorsunuz yani hocam? " " Ben artık bununla uğraşmaktan bıktım hiç ders çalışmadı sorunca ödevim yok diyor dersleri hep zayıf ben bunu bıraktım artık " " Benim bir küçüğüm var hocam inanır mısınız tüm dersleri beş... " ve nicesi... Aklım şaştı gerçekten kelimelerin tükendiği kısım tam burası olmalı. Bir anne nasıl kendi çocuğundan vazgeçebilir? Hangi düşük not bir anneyi bu duruma getirebilir ki? Oluyormuş işte. Biraz konuşuyorsun yapılması gerekenlerden bahsediyorsun evde çocuğun bir gününü nasıl geçirdiğini soruyorsun sonuç ortada. Tablet PC, bilgisayar mahallede oyu...

Kaç Kişinin Evde Bilgisayarı Var?

Bu kadar saçma bir soruyu sınıfta hiç çekinmeden pat diye sorabilmiş olmama inanamıyorum. Nasıl bir çocuğu diğerlerine karşı küçük düşürme utandırma şeklidir değil mi? Şu bizlere baban ne iş yapıyor dediklerinde kapıcı olanla müdür, doktor v.s arasındaki farkı oluşturmak gibi çok kızdım kendime çok... Kendi eleştirdiklerim gibi olmuş olma ihtimalim yüzde kaç? Biraz öz eleştiri yapayım sinirli olduğumda en ufak bir haylazlığa daha mı çok tepki gösterebiliyorum? Veya geç yatıp uykumu alamadığım da derse girmesem keşke yaaa diyor muyum? Derse girince de isteksiz ders anlatma şekline bürünüyor muyum? evet:) hepsini zaman zaman yaptım. Ama hiç bir zaman idealist tavrımdan vazgeçmedim. Hepimiz insanız her şey bizim için hastada olacağız mutluda mutsuz da uykulu da uykusuzda burada en önemli ne biliyor musunuz? Ben bunlar olduğunda kendimden nefret ediyorum vicdanım rahat etmiyor. Bir öğrenciyi kırdıysam ertesi gün mutlaka gönlünü almak için bir şeyler yapıyorum. İsteksiz bir sınıfa girdiy...

X'in Hikayesi 24 Kasım

Sınıfların birinde yaramaz mı yaramaz, tembel mi tembel, laf söz dinlemeyen, hiç bir öğretmeni tarafından sevilmeyen, zaman zaman yalan söyleyen, çok fakir olduğu herkesçe bilinen ve bazı ailevi problemleri olan X adında bir öğrenci varmış.Günlerden bir gün o sınıfta bir öğrenci altın künyesini kaybetmiş. Tabi herkes suçu X'e atmış. Bütün okul duymuş bu olayı. Hırsız diye adını çıkarmışlar X'in kulaktan kulağa... Her öğretmeni azarlamış kimse onun ben yapmadım demelerine inanmamış. Bir öğretmeni varmış ki bu olay boyunca hep suskun kalmış, olayları uzaktan izlemiş. İçten içe hiç inanmamış X'in hırsız olduğuna. Başlamış olayı araştırmaya birkaç tesadüf birkaç denk gelen şey sayesinde aslında sınıfta başka olayların döndüğünü fark etmiş. Bu öğretmen her öğretmenin aksine çok severmiş X'i bilirmiş onun aslında her yaptığı haylazlığın altında başka sebeplerin yattığını. Öğretmeni ona iyi ve destekleyici davrandıkça X kendisinden nefret ettirmeye çalışırmış öğretmenini. Dedi...

Özel Öğrenme Güçlüğü(müş)... Yani Demem O Ki...

Etik olarak pek uygun düşmeyeceğini düşündüğümden öğrencimin adını vermeden anlatacağım. Bugün büyük günlerden biriydi benim için. Yaklaşık üç gündür özel öğrenim güçlüğü olan bir öğrencimle hiçbir teneffüse çıkmadık. Defterindeki eksik olan yerleri tamamladık. Sürekli ders çalıştık. Bir önceki hafta sınav yapmıştım tabi tahmin edersiniz ki o sıfıra yakın bir puan aldı. Bugün telafi sınavı günüydü. Ben ondan zaten fazlasıyla emindim. Çok iyi bir puan alacaktı. Sonuç olarak o, tabi ki çok iyi bir puan aldı ve artık her şeyi, bir çok arkadaşından daha iyi biliyor. Yani demem o ki, on dakikalık teneffüslerde iki çay içip üç cümlelik sohbet etmek siz veya biz öğretmenlere hiçbir şey katmayabilir ancak o çocuğa vereceğiniz on dakika onun hayatında çok şeyi değiştirebilir. En azından o artık çalışınca bir şeyleri başarabileceğini çok iyi biliyor... Özel öğrenme güçlüğü , bir çocuğun zekası normal yada normalin üstünde olmasına rağmen dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, ...

Bireyi Tanıma Teknikleri

Bireyi tanımak için kullanılan birçok araç ve teknik vardır. Benim ilgimi çeken farklı gelen bir kaç tekniği sizinle de paylaşmak istedim umarım yardımcı olur. Rol Dağıtım Tekniği (Temsil Edilecek Yollar) :   Kral, kraliçe, iyilik perisi, arabulucu, neşelendirici, yalancı, iki yüzlü, kendini beğenmiş, ara bozucu, herkesi sevip yardım etmek isteyen, dürüst, güvenilir, yalnız, kimseyle ilişkisi olmayan, zorba, oyun  bozan, mızıkçı, güzel konuşan v.b. öğrencilerin belirgin özelliklerini dolaylı yolla ortaya çıkarmaya yarayan bir başka tekniktir. Bunun için; belli tiplerin tanınmasına yol açacak bir oyun seçilir. Oyun öğrencilere okunur. Rolü temsil eden adın önündeki boş yere rolleri en iyi yapabilecek öğrencilerin adının yazılması istenir. Tablo hazırlanır, çetele hazırlanır. Sonunda her öğrenciye ilişkin olarak elde edilen bu bilgiler, öğrencilerin olumlu ve olumsuz bazı kişilik özelliklerinin tanınmasına yardım etmiş olur. Sonuçlar gizli tutulur; yeterince t...

Bu da Bilişim Teknolojisi Öğretmenleri İçin Olsun...

Aslında ben pek kendi alanımla ilgili yazı paylaşmayı, eğitimi alana bölmeyi sevmiyorum blogumda ancak bu sefer gerçekten kendi sınıfımda çok faydalı olduğu için sizlere yaptığım oyunumsu dersimi anlatacağım:). Belki sizlerde uygulamak istersiniz diye düşünerek. Öğrencilerimi klasik her öğretmenin bildiği bir yöntemi kullanarak öncelikle gruplara ayırdım. Amacım On dört donanım parçasını öğrenmeleriydi.Onun için onları on dört gruba ayırdım. Bunu da dediğim gibi hepimizin çok iyi bildiği bir yöntemle yaptım.Çocuklara birden on dörte kadar saydırdım.On dörtten sonra gelen kişi yine bir diyerek devam etti. Daha sonra bir diyenleri,iki diyenleri on dörte kadar tahtaya yazdım.Böylelikle ikişerli üçerli gruplara ayrılmış oldular. Aslında burada grup olmalarının bir anlamı yok çünkü her öğrenci konusunu bireysel çalışmalıydı.Grup yapmak size sadece konuları paylaştırmak için kolaylık sağlayacak. Her gruba konusunu verdim. Ethernet kartı,ses kartı v.s. bir sonraki derse kadar herkes konus...

Unutulmuş Oyunlar

Artık teknolojiyi aktif kullanma yaşının ne kadar küçüldüğünü görmeyenimiz kalmadı sanırım. Ufacık çocukların ilgisini artık sadece akıllı telefonlar, ipadler çeker oldu. Dokunmatik telefonları kullanan iki üç yaşındaki çocukları gördüğümüzde ayy ne kadar zeki diyoruz. Komşuluk kavramı da artık bittiğinden çocuklar öyle gönüllerince kapılarının önlerine inip arkadaşlarıyla saklambaç, ebelemece falan oynamıyorlar. Tabi bu doğru olan mı? Kısmen doğru, kısmen yanlış. Çocuk teknolojinin içine doğarken onu bu imkanlardan tamamen soyutlamak da yanlış ama içinde kaybolup gitmesine izin verilmesi, her ağladığında eline bilgisayar, cep telefonu verilmesi de doğru bir davranış değil tabi. Bunlardan yola çıkarak bende sizlere unutulmuş ama hatırlatılması gereken bir kaç ısınma oyunu anlatacağım. En azından öğretmenler biraz olsun bu oyunları öğretir oynatırsa çocuklara teknolojik aletler dışında da eğlenebildiğini göstermiş oluruz. Sınıfınızda oynatırken sizde katılmayı eksik etmeyin çok eğlen...