23.03.2013

Sınav geliyorum demez gelir:)

YGS

1 milyon 851 bin aday.. Hepsinde ayrı bir heyecan ayrı bir istek. Kimi öylesine giriyorum yeaaa diyecek, kimi Türkiye derecesi yapacak, kimi heyecandan bayılacak, kimi kaydırma yapmışım diyecek:)) Böyle bir eğitim sistemi işte. Hayatın 160 dakikaya bağlı falan gibi sözler de arttırır da arttırır stresi.Hepimiz geçtik bu yollardan kimimiz tek sınava girdi, kimiz iki kademeli, kimimiz puanını bilmeden yaptı tercini, kimiz barajı geçti kimimiz onu bile geçemedi. Ne olursa olsun zordur üniversite sınavına girmek. Ailen başka beklentiye girer sen başka beklentidesindir. Ailen onca para dökmüştür dershaneye özel derse sense belkide bütün sene o cafe senin bu cafe benim gezmişsindir kim bilir?
Hep konuşulur sınav kaldırılsın, insanların hayatı üç saate bağlanmasın yada sınav olsun yılda iki defa olsun yada sadece okula gidilsin dershaneler kaldırılsın, okullar özelleştirilsin gibi binlercesini duyduk şimdiye kadar sınav hakkında. Ama hep sonuçla ilgilendik galiba, kimse eğitim sisteminin komplesini ele almadı da eğitim sistemimizin getirdiği son noktasına, ölçme değerlendirmesine takıldı durdu. Hata sınav sisteminde mi yoksa hatalı bir şeyler varda sınav sistemi de o hataların bir sonucumu? Hangi anlayış doğru ki şuan? Meslek lisesine tembeller gider, düz liseye tembeller, haylazlar, Anadolu lisesine çalışkanlar, Fen liselerine hem çalışkanlar hem zekiler... Sonuç? Sınav kaldırılsın  sınav sistemi değiştirilsin... Değişsin tabi değişmesine de eğitimcilerin eliyle değişsin, siyasetle siyaset kafasıyla her başa gelen kendi anlayışı zihniyeti ile değişmesin... Zor biliyorum ama imkansız değildir belkide... Bizlerin çocuklarının, çocukları istedikleri şekilde, istedikleri yerlerde küçük yaşlarda mesleklerine yöneltilir ve iş imkanları oldukça çok olur, üniversite kapılarında gereksiz yığılım giderilir ve herkes yeteneği olduğu sevdiği mesleği yapar, diplomalı boş gezen kafalar olmaz etrafta???
YGS, şimdilik her şey için ilk adım olmaya devam ediyor. Önümüzdeki zamanlarda YGS gider kimler gelir bilinmez... Dolayısıyla yarın azımsanamayacak kadar çok öğrenci için dönüm noktası, ben o günü yeterince sancılı yaşadım. Şimdi sizler için umarım benimkinden çok daha güzel sonuçlar olur. Dikkat hatası, heyecan yapmayın:) (bu sözü kaç yüz kez duyduğunuzu biliyorum)  Başarılar....

20.03.2013

Beklentiler, beklenilen için uygun mu?

Öğretimi kolaylaştırmak için çok basit bazı yöntemler var aslında. Bunların en başında, çocuğun yeterliliğini bilmek geliyor. Bizler bir çocuğun yapabileceğinden çok daha fazlasını vermeye veya istemeye çalıştığımızda sorunlar, engeller tamda bu noktada başlıyor. Her yaş döneminin belirli başlı gelişim ödevleri vardır. Yani 7- 11 yaş aralığında beklenilen okuma yazma gibi becerileri, beş yaşındaki çocuğun yapması için bir beklentiye girmemeliyiz. Hürriyette geçen hafta bir yazı vardı. Eğitim-Sen eski Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, “Şimdi mevsimin bahara dönmesi ve havaların ısınması ile birlikte oyun çağında olan bu çocukları sınıflarda tutmak kolay olmayacak. İlgilerini 1’inci sınıf müfredatında belirlenen hedeflere odaklamak daha da zorlaşacak. Ayakları sırada yere değmeyen çocukları günlerce sınıfta tutmaya ve sırada oturtmaya çalıştığı, günlük zamanlarının büyük bir bölümü bu çocukları oyalamakla geçen öğretmenlerin sınıf içi etkinlikler noktasında işlerinin güçleşeceği, iş yüklerinin artacağı da bir gerçek” diyor yazıyordu. Bunu gerçekten kendi gözlerimle gözlemledim. Geçtiğimiz hafta TEGV’de verdiğim etkinliğe, birinci sınıfa giden beş yaşındaki çocuklar geliyor. Daha ağaç bile çizemeyen çocuklar bırakın okuduğunuz kitabı dinlemeyi ellerinde kalem bile tutamıyorlardı. Öğretmenlerine onların ilgisini çekmek için uyguladıkları bir yöntem olup olmadığını sorduğumda hiç bir şey yapmayın katılmak istemiyorlarsa, beş yaşında oldukları için uyum sorunu yaşıyorlar dedi. Şaşırdım ama bir şey diyemedim tabi ki. Kayıp çocuk dediğimiz kısımda yer alacaklar ilerleyen yaşantılarında. Öğrencilerin ilgilerini yitirmesi, öğretmenlerin de isteklerini, heveslerini yitirmelerine neden oluyor ne yazık ki.
öğrenci eğitimi


Eğitim denilince öğretmen veya öğretmen adaylarının aklına ilk davranış değişikliği veya algıya müdahale etmek gelir. Peki bunu başarmak bu kadar kolay bir iş mi? Bir insanın algısına müdahale etmek,düşünmesini, değişmesini sağlamak basit bir şey mi?  Ön bilgiler bu noktada çok büyük bir önem taşıyor. Ne biliyor? Bu sorunun cevabına göre ancak o algıya müdahale etmek mümkün olacaktır. Bir çocuğun değişime karşı olduğunu gördüğünüzde,ilk düşünülecek şey gelişim düzeyi değişime uygun mu? Sorusu olmalıdır. Aynılaştırma çabasından kurtulunmalıdır. Yapabildikleri iyi tespit edilmeli ve oradan yola çıkarak bireyselleştirilmiş eğitim planlanmalı ve uygulanmalıdır. Her çocuğa mutlaka kendi öğrendiği şekilde öğretmemiz gerekili. Ancak, bunu izole edilmiş bir sınıf ortamında yapmaya çalışmak, bilgiyi dört duvar arasında verip üst düzey hiçbir yeteneğini ölçmeden öğrenilenin, bir davranış değişikliğine dönüşmesini beklemek oldukça hayalci bir yaklaşım olacaktır. İyi bir gözlem her zaman bir sınıfı kurtarmak için atılacak ilk adımdır.